тαнιя's profileTahir MetinPhotosBlogListsMore Tools Help

Tahir Metin

тαнιя мєтιη

No list items have been added yet.

Video

             
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

Windows Media Player

No list items have been added yet.
Photo 1 of 6
November 28

Konuşulan konu Bebek Kral

 

Alıntı

Bebek Kral

Bebek Kral
Bu bebek doğuştan lider, halka seslenişine ve halkın ona itaatine baksanıza! Kral olacak �ocuk halkın arasına karıştığında belli olur!
June 29

A'dan Z'ye Trance

Techno:Makinelerin sesi...
Techno kasvetli, monoton bir endüstri şehri olan Detroit’te doğdu. Bu karanlık şehirde,
dumanlar altındaki sokaklar fabrikalarla, fabrikalar durmaksızın bağıran makinelerle doluydu.
 Makinelerin sesi Kraftwerk’le beraber müziğin içinde duyulmaya başlamıştı.
Chicago ve New York’ta House’un ortaya çıkışıyla da yeni bir müzik anlayışı, yeni yapılar,
anlatım biçimleri oluştu. Acid House’la müziğe giren cızırtılar ve tuhaf sesler Detroit’te gitgide saflaşarak,
 four-to-the floor beat’inin üzerinde yerlerini aldılar.
80’lerin ortasında, tamamen elektronik ve son derece soyut bir müzik olan Techno ortaya çıktı.
Techno, makineyle insan arasındaki melez varoluş biçiminin bir ifadesi;
en saf insani duyguları makinelerin sesleriyle anlatan yeni bir dildi.
Techno’nun ilk örneği 1985 yılında Juan Atkins tarafından üretildi.
Atkins bu noktaya gelirken Kraftwerk, Parliament, Funkadelic ve Dj Electrifying Mojo gibi isimlerden etkilenmişti.
Gençliğinde davul ve bas gitar çalan Juan Atkins’in, kendine 3070 adını veren Vietnam gazisi bir okul arkadaşı vardı.
Asıl adı Richard Davis olan 3070, Roland MSK-100 model bir sequencer kullanarak tekbaşına müzikle uğraşan,
içine kapanık bir gençti. Atkins de elektronik müzik yapmayı kafasına koymuştu ama o zamanlar bunu yapmak için insanın
elektronik mühendisi olması gerektiğini düşünüyordu. 1981’de Atkins ve 3070, Cybotron adlı iki kişilik grubu oluşturdular.
Bu dönemde synthesizer beat’leri ve bas melodileri, Juan Atkins’i liseden arkadaşları olan Derrick May ve Kevin Saunderson’la biraraya getirdi.
Rec, Pause, Play...
Başlangıçta son derece ilkel şartlar altında deneysel çalışmalar yapıyorlar,
parçalarını bir pikap ve kaset çaların "pause" düğmesiyle kurguluyorlardı.
Atkins ve May yaptıkları müzikleri "Deep Space Soundworks" adıyla bir partide çaldılar ve başarısız oldular. Kimse dansetmedi,
insanlar ilgisiz birşekilde etraflarına bakınıyordu.
Daha sonra bu isimler Detroit sound’unun kurucuları oldular.
Bazen birarada, bazen de farklı isimler altında tekbaşlarına çalışmalar yaptılar.
[ Model 500 (Atkins), Reese, Kreem, Santonio, Inter City, Keynotes,
E-Dancer (Saunderson), Mayday, R-Tyme, Rhytim is Rhytim (May) ]
Cybotron’un ilk plağı "Alleys of Your Mind" yerel olarak piyasaya sürüldü ve 15,000 sattı. Cybortron sadece bir müzik grubu değil,
çok yönlü, fütürist bir projeydi.
Fütüroloji araştırmaları yapan Alvin Toffler’ın düşünceleri, Kabbala, bilgisayar oyunları gibi oldukça farklı kaynaklardan beslenen Cybotron, bir techno sözlüğü, yeni bir tecno dili gibi projeleri kapsıyordu. "Clear" ve "R-9" gibi ısınma çalışmalarından sonra Cybotron, 1985’te Fritz Lang’ın "Metropolis" filminden esinlenilerek ismi koyulan "Techno City"i yayınladı. Böylece bu yeni müziğin adı da koyulmuş oldu.
Aynı yıl Atkins Model 500 adı altında çalışmaya başladı. Metro-plex adlı kendi label’ından "No UFOs"u yayınladı. Bu dönemde Detroit üçlüsünden herbirinin kendine ait bir label’ı oldu.
Metroplex’in sublabel’ı olan Transmat Derrick May’e aitti. Saunderson’ın label’ı da kendi adını taşıyordu; KMS (Kevin Maurice Saunderson). Aralarında "Strings of Life", "Rock to the Beat", "When He Used To Play" gibi parçaların yeraldığı sayısız plak çıkardılar.
Detroit üçlüsü kendilerini, makineleri üreten sisteme, makinelerle karşı koyan bir güç olarak görüyordu.
Teknolojiyi kucaklayan, bir yanıyla da karanlık ve duygusal bir tavırları vardı. 120 bpm civarındaki, tuhaf, yabancı seslerden oluşan bu müzik, güçlü bir duygusal yoğunluğa sahipti ve yeni jenerasyonun ruh halini tam olarak yansıtıyordu.
Bu, arzu ve endişenin birleşip tek bir duyguya dönüştüğü, paranoyanın mutluluğun bir parçası haline geldiği, ünlemle soru işaretinin birleştiği bir noktaydı. Derrick May’in o sıralarda yaptığı bir parça bu duygunun adını koydu; "Is It What It Is?"
Bir sanayiden diğerine...
Techno, Chicago’da gelişen Acid House’la aynı dönemde ortaya çıkmasına rağmen uzun süre Detroit sınırlarını aşamadı. Amerika’da kabul görmeyen Techno, 90’larda Avrupa’ya sıçradı ve özellikle İngiltere’de büyük yankı uyandırdı.
Detroit’teki gelişmeleri takip eden Neil Rushton Transmat’la bağlantıya geçti ve Detroit üçlüsünün 12 parçasından oluşan "Techno! The New Dance School of Detroit" adlı toplama bir albüm hazırlayıp İngiltere’de satışa çıkardı. Bu albümle Techno İngiltere’de patladı ve Avrupa’ya yayıldı.
Bu dönemde elektronik ve bilgisayar teknolojisinde yaşanan gelişmelerle dijital müzik üretimi teknik olarak kolaylaştı ve ev stüdyolarında rahatlıkla gerçekleştirilebilir hale geldi. Böylece Techno, Detroit’li ustalardan esinlenen Avrupalı gençlerin eline geçti . Techno İngiltere’de Londra, Manchester gibi parti şehirlerinde değil, yine bir endüstri şehri olan Sheffield’de gelişti. 808 State ve A Guy Called Gerald gibi müzisyenler de Manchester’da kendilerine özgü bir Techno sound’u oluşturdular.
İkinci Detroit Harekatı...
90’ların başında Detroit’in en önemli Techno kulübü olan The Music Institute kapandı, Detroit üçlüsü farklı yönlere dağıldı. Onların ardından ikinci bir Detroit Techno hareketi yaşandı. Bu hareketin öncüleri +8, Underground Ressistance, Jeff Mills, Mike Banks gibi label ve producer’lar oldu. Electro, Synth Pop, Belçika kökenli EBM (Electronic Body Music) ve daha birçok endüstriyel etki altında gelişen bu yeni akım oldukça sert, öfkeli ve endüstriyel bir sound’un ortaya çıkmasına sebep oldu.
Underground Resistance birbiri ardına "Sonic", "Waveform", gibi sert ve iddialı EP’ler yayınladı. Aynı ölçüde sert ve hızlı prodüksiyonlar çıkaran +8 ise Richie Hawtin ve John Acquaviva’ya aitti. Hawtin ayrıca F.U.S.E. (Futuristic Underground Subsonic Experiments) adı altında tek kişilik çalışmalar da yapıyordu.
Bu dönemde iyiden iyiye ticari ve uyuşturucuya endeksli hale gelen Rave’ler Hawtin gibi müzisyenlerin kabusu haline gelmişti. Birçok Dj ardarda çaldığı için setlerin süresi kısalmıştı, Dj’ler insanları uzun ve konsantre bir yolculuğa çıkaramıyorlardı.
Uyarıcıdan gözü dönmüş bir kitle ne dinlediğinin farkında bile değildi. 180 bpm’e alışan Hardcore zombileri Hawtin’e yaklaşıp biraz daha hızlı çalmasını istiyorlardı. Daha hızlı, daha sert, daha daha daha derken müzikal anlamda birşeyler gerçekleştirmek isteyen Dj’lerin sinirini bozmaya başlamışlardı.
Durumdan rahatsız olan insanlar gitgide korkunçlaşan Rave ortamından kaçıp kulüplere sığındılar. +8 de sert ve hızlı takıntısından uzaklaşıp daha nitelikli arayışlara yöneldi. Hawtin, Chicago Acid sound’u ve Detroit Techno’yu sentezlediği ve "Kompleks minimalizm" adını verdiği bir alanda çalışmalar yapmaya başladı ve bunları Plastikman adı altında yayınladı.
Detroit’ten Berlin’e...
Bu sırada Speedy J gibi müzisyenlerle beraber Almanya’da da benzer yönelimler ortaya çıktı. 90’ların ortasında Detroit’li producer’lar Berlin’i mekan tuttular.
Underground Resistance, Alman label’ı Tresor üzerinden albümler yayınlamaya başladı. Tresor Berlin’deki aynı adlı kulübe bağlıydı. Juan Atkins, Eddie Flasin’ Fowlkes gibi isimler de Tresor’la çalışmaya başladılar. Tresor’dan çıkan toplama bir albümün adı bu ilginç ortaklığı yansıtıyordu: "Berlin-Detroit: A Techno Alliance". Underground Resistance’ın sert tavrı da Frankfurt’taki Force Inc. ve PCP gibi label’larla Avrupa’daki karşılığını buldu.
90’lı yıllar boyunca Techno’dan türeyen Hardore, Gabber, Ambient gibi sayısız müzik türleri ortaya çıktı. Richie Hawtin başta olmak üzere Joey Beltran, Jeff Mills, Robert Hood, Stacey Pullen, Kenny Larkin, Alan Oldham, Dan Curtin, Claude Young, Marc Kinchen, Blake Baxter gibi müzisyenler minimalist Detroit geleneğini sürdürdüler. +8 (Kanada), Djax-Up (Hollanda), Tresor, Labworks (Almanya) gibi label’larla Techno pürist ve avant-guarde bir yönde ilerledi. İngiltere’deyse Soma, Ferox, Ifach, Peacefrog gibi label’lar ve aralarında Dave Angel, Funk D’Void, Russ Gabriel, Luke Slater, Ian O’Brien’ın bulunduğu producer’lar Detroit etkisinde farklı Techno soundları oluşturdular.
Arzu ve Endişe...
House ve türevleri süslü melodiler, eğlenceli sound’larla insanları tavlarken, Techno son derece basit, keskin ve bir o kadar da soyut bir anlatım biçimiyle hareket ediyor, dolambaçlı yollar izlemek yerine direk sinyaller gönderiyor. Üretim süreci açısından tekolojinin sınırlarını zorluyor, postmodern kolaj anlayışını en tuhaf şekliyle gerçekleştiriyor.
Techno’nun minimalist, sabırlı, ağırdan alan tavrıyla yaratılan etki, müziğin basit olduğu ölçüde yoğun ve duygusal açıdan karmaşık bir hal alıyor. Üstelik bu etki, teknoloji toplumları için evrensel bir anlatım gücüne sahip.
Techno teknolojide duygunun, hızda tükenişin, ilerlemede yıkımın varlığının bir göstergesi oldu. Teknolojiyle içiçe yaşanan bir dönemin başlangıcında henüz adı koyulmamış kavram ve duygular bu müzikle ifade edildi. Arzu ve endişeyle...
Chillout 90’ların başları ve ortalarına doğru, zamanın elektronik müzik producerları tarafından üretilen, yavaş tempolu ve hafif müziğe verilmiş olan genel isim…
İsimlerinde “chillout” ismi geçen albümler ilk olarak 90’ların ortalarına doğru yayınlanmaya başlanmıştı. Bu “chillout” ismi altında yayınlanan müzik, “downtempo” ve “trip hop” tan ayrı bi tarzdı. Fakat, bu diğer türlerle beraber de çalınabiliyodu. Sonuçta genel “sound” u belli olan, hafif tempolu bu tür zamanın ilerlemesi ile git gide daha çok kendi karakteristik özelliklerini kazanmaya başladı. 2000’lerin başlarında artık chillout müzik kendi içinde dallara ayrılan genel bi tarz görüntüsü almıştı. Bu kendi içinde yeni türemiş olan tarzlarların en önemlileri “Chill-house” , “Nu-jazz” ve “Lounge” olarak adlandırılabilir.. Bunların yanı sıra Chillout, içinde ayrıca “trance” , “ambient” ve “Idm*” (intelligent dance music) türlerinin bazı etkilerini gösteriyordu. “Balearic beat” denen, chillout tan farklı, başlı başına bir tür olarak kabul edilen bu türün ise, bütün özelliklerini içinde bulunduruyodu. (“Balearic Beat” ismi henüz chillout ortada yokken, Soul to Soul , Enigma gibi grupların yaptığı müziğe verilen tarzın ismi. Bu gün artık pek fazla kullanılmasa da hala kabul gören bir tarz olarak yerini koruyor.)
Chillout genelde rahatlatıcı, hafif tonlardan oluşan (veya çoğu zaman alıntı yapıldığı türler kadar sert olmayan ) bir müzik türüdür. “hard style” , “deep” veya “ hipnotik ritimler “ le çalınmaya uygun bi tarz değildir.
Dünyanın hemen hemen her yerinde Chillout, gerek crowd u, gerek mekanları ile kendine has bir tarz yaratmıştır. Chillout müziğin bir tarza dönüşmesinde Ingiltere’nin kuşkusuz büyük payı olmuştur. Seneler boyunca Londra’nın ünlü klübü Ministry Of Sound, Ibizia ve başka yerlerde chillout eventlerin organizasyonlarını yapmış, MOS Chillout Sessions adlı albümler hazırlamıştır. Ayrıca bu güne kadar başka label lar altından çıkan “chillout” veya “chill” kelimelerinin geçtiği yüzlerce albüm yayınlanmıştır. Bu gün “CHILLOUT” türü, dünyanın her yerinde otoriteler tarafından kabul edilen bir tarz olmuştur. Ayrıca Ingiltere BBC Radio1 ve Pete Tong’un yardımları sayesinde, bu tarzın gelişimine büyük katkılarda bulunmuş bi çok isim ortaya çıkmıştır. Pete Tong’un yardımlarıyla orataya çıkan en önemli 4 isim : Mr Scuff, Tim Love Lee, Lemon Jelly, Ewan Pearson .
Bunların haricinde söylenebilicek başka iki isim de : Chris Coco , ve Rob da Bank
Chillout türünün bu güne gelmesinin en önemli sebeplerinden olan DJ’leri şöyle sıralayabilirim.
Mixmaster Morris, Pete Lawrence, Jose Padilla.
-PETE LAWRENCE-Müzik konusunda bi jazz bateristi olan babasının yolunu takip eden Lawrence, 80’lerde Cooking Vinyl plak label ını açana kadar çeşitli gruplarda performans sergiledi.
1993 senesinde tembel bir Pazar sabahı Lawrence, Big Chill festivali için ortaya bir fikir atar. Ve sonrasında zamanının en sükse yapan festivallerinden biri olan Big Chill için Katrina Larkin ile ortaklaşa çalışmaya başlar.
Son 10 sene içinde Lawrence Big Chill için 8 tane mix albüm yapıp yayınlamış, chillout un yayılmasında en önemli rollerden birini oynamış olan “On Magazine” e editörlük yapmış, Brezilyadan Avustralya ya, Japonya’dan Siberya’ya kadar dünyanın çeşitli yerlerinde ve 1996’da “Yakutsk” da ilk batılı dj ünvanını kazanarak Dj lik yapmıştır. Pete Lawrence’ın müziğine ilham olan tarzlar, Folk tan Funk a kadar uzanan Klasik müzikten World Music e uzanan, arada electronica ve ambient türlerinden de nasibini alan geniş bir yelpaze oluşturur.
1996’da Global Headz’den çıkan ilk albümü “Eyelid Movies” bugün koleksiyon parçası olmuş, Mixmag dergisinde ayın albümü seçilmiş, Melody Maker tarafından “gün doğumunu kafanızın içinde yaşatan bir albüm” olarak nitelendirilmiştir. 1997’de ise “Pipedreams” ile devam etmiş, 1999 da Big Chill organizatörlerinden olan Tom Middleton ile çalışarak “Enchanted 01” , yaz compilation ı olan “ Beach” , “Enchanted 02” (iki albümün de yayın tarihi 2000), “Glisten” (2001 Eylül), “The Big Chill Loves You” (Temmuz 2002) ve en son “iChill” (2003 yazı) albümlerini yayınlamıştır. 2004’te de Universal Records, Big Chill markasına 10. yıl hediyesi olarak “Big Chill Classics” adlı toplama bi albüm yapmıştır. 2006’da yeni bir Big Chill albümü daha çıkması bekleniyor.
-BIG CHILL-Pete Lawrence ve Katrina Larkin tarafından 1994’te yapılmaya başlanan Big Chill, ufak bir organizasyondan, bugün herkes tarafından saygı duyulan bir festivale dönüşmüştür. Başlangıçta “Islington's Union Chapel” de, Pazar günleri tüm gün boyunca süren bir event olarak başlar. Bir sonraki sene Black Mountains on the Welsh eteklerinde açık hava partisine dönüşünce 700 kişiye ulaşan bi crowd yakalar. Big Chill, 1998 senesinde 'The Enchanted Garden' (büyülü bahçe) olarak bilinen Dorset’s Larmer Tree Gardens’a taşınır. Bu mekan değişikliğinden sonra da önündeki 5 sene boyunce en yaratıcı yeni eventlerden biri ünvanını kazanır. Bir zamanlar bir kaç yüz kişiden oluşan crowd, artık 5000 kişiyi geçmeye başlar.
2001 senesinde bir kereye mahsus olarak Dorset te, Lulworth Şatosunda yapılan organizasyondan sonra Big Chill, Herefordshire - Malvern Hills deki Castle Deer Park’a taşınır. Gitgide artan izleyici sayısı artık 27.000’lere ulaşmıştır.
Big Chill bugüne kadar 2000’den fazla Dj i ağırlamış ve bu gün Goldfrapp, Talvin Singh, Amy Winehouse, Gotan Project, Hexstatic, Röyksopp, Zero 7, Lemon Jelly, Kinobe gibi isimleri bünyesinde barındıran, izleyici sayısının 30.000’i geçtiği bir organizasyona dönüşmüştür.
Şu an Big Chill ismine ait olan kendi plak labelı ve dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan diğer partilere sağladığı büyük desteklerle, Big Chill bütün dünyada chill out u yaymaya devam etmektedir…
-MIXMASTER MORRIS-Morris Gould, Dj lik hayatına 1982’de Londra “Kings College” da organik kimya öğrenciliği yaptığı sıralarda başladı. O dönem çaldığı tarzlar daha çok “indie” ve “Punk”dı. Morris dans müziği çalmıyordu hatta çoğu zaman çaldığı müziğin aksine daha yeni, ilginç “sound” lar yakalamaya çalışıyordu. Çaldığı setler, tarzında yaşadığı bu transformasyonun şahitliğini yapıyolardı. Rock müzikle büyümüş ordan da Batı müziği ile alakası olmayan “Sun Ra”, “Captain Beefheart” , “Miles Davis” gibi isimlerin temsil ettiği “Head Music” denen tarza geçiş yapmıştı.
Bu olaylardan kısa bi süre öncesinde Morris, Terry Riley ve Robert Fripp ‘ i örnek alarak, “Copycat tape loop echo machine” aletiyle, kendi looplarını hazırlıyıp, çoktan “tek kişilik elektronik show” unu sunmaya başlamıştı bile. Kısa zamanda Londra’nın korsan radyoları arasında yerini buldu ve “Matt Black” , “Jonatan More” gibi isimlerin de Dj lik yaptığı “Network21” denen radyo ile anlaştı. “Mixmaster Morris” lakabı kendisine burada verildi… Morris bu gün artık, onlarca radyo istasyonunda yayınlar yapmış, Derrick May ‘den Future Sound Of London ‘ a kadar bir çok ismi konuk etmiş bir kariyere sahiptir.
Okulu bitirdikten sonra bir kaç sene değişik işlerde çalışıp aynı zamanda Dj liğe devam etmiştir. 1985’te (Şu an bu isme sahip olan grupla alakası olmadan) Rythm Method olarak anılmaya başladı. 1987’de Des de Moor’la tanıştı ve bundan sonra olaylar ardı arkasına gelişmeye başladı. İkili 1988’de türünün ilk örneği olan “Madhouse” adlı live techno festivalini düzenledi. Meat Beat Manifesto turunu düzenledikten ve “I want to” single ını yayınladıktan sonra Morris ortaklıktan ayrıldı. 1989’da hem müzikal hem felsefi açıdan farklı bir yol izlemeye başladı. Faturalarını ödeyebilmek için UK’ı dolaşan “The Shamen’s Synergy” tour a katıldı.
Aralarda fırsat buldukça Londra ya dönüp underground partilerde, chillout room larda dj lik yapıyodu. 1990’da “The Orb” dan Alex Patterson’ ın kurduğu “White Room” u aldı. Mixmaster Morris için tipik bir set iyi bir canlı performans ve zaman zaman 12 saate kadar uzayan setler demekti. Morris, organizatörlerinden biri olduğu “Telephatic Fish” adlı Londra’nın ilk Ambient underground partisinde, Aphex Twin ile eşi benzeri olmayan bir 16 saatlik set çıkardı.
1992’de, bu gün bile hala gelmiş geçmiş en iyi ambient albümlerden biri kabul edilen “Flying High” adlı albümü çıkardı. Sonrasında “The Undergorund EP” , Pete Nalmook ile beraber “Dreamfish” , bazı toplama albümlerde yayınlanan parçalar , The Shamen , Barbarella , Rising High Collective, Higher Intelligence Agency, Aural Expansion, Transform ve Coldcut gibi isimlere remixler yaptı.
Morris 1994’te Global Chillage albümünü yayınladı. Flying High , (tavanı akan) Rising High ‘ ın felaket stüdyosunda aylar süren çalışmalar sonucu tamamlanmıştı. Global Chillage ise evinde kendi bilgisayarı ile 2 hafta süren bir çalışma sonunda bitmişti. Evinde bilgisayarıyla çalışmayı bundan sonra kendisine adet edindi ve stüdyolardan uzaklaştı. Kendisi ve bilgisayarıyla neler yapabileceğini denemeye başladı.
Global Chillage, Morris ‘in hayatının festivaller ve turlarla geçen 2 senesini yansıtır. Heryerde chillout ve ambient in “cheerleader” lığını yapmış ve mesajını vermeyi de iyi becermiştir. Love Parade’lerde, Glastonbury Festivallerinde ve yine Almanya ve Ingiltere’de diğer sayısız partilerde yer almış, “live arena” da “hypodrone rock” tarzı müzikler çalarak adeta bariyerleri yıkmıştır. Hala bu experimental havasını devam ettirmektedir.
Kendi müziğinin yanında IDM tarzı çalışmalar yapan biçok kişinin çıkışlarında büyük yardımları olmuştur. (Aphex Twin, Pete Namlook, Black Dog, Mu-Ziq, Spacetime Continuum, Global Communication…)
-JOSE PADILLA- ve -CAFE DEL MAR-José Padilla, Café Del Mar’ın ünlü Dj i dir. Yıllardan beri Cafe Del Mar’da çaldığı müzik ve yayınladığı “Cafe Del Mar” albümleriyle Chillout müziğin yayılmasında en büyük pay sahibi olan kişi olarak kabul edilir. Çoğu yerde Chillout’un “Spitual Father” ı olarak geçer..
O, Barselona’nın dışlarında Gerona’da Fakir bi inşaat işçisinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Gençlik çağlarında İngiliz kızlarını kovalamak amaçlı Barcelona’ya gece alemlerine gidip gelmeye başlayınca Dj lik ten büyülenmeye başladı. 1975’te sorumluluklardan kaçmak için ibiza’ya kaçtı ve oraya yerleşti. Kariyerine ilk olarak garsonluk yaparak başladı. Sonradan Dj’liğe geçişi ve seneler boyunca çalışmalarının sonucu 1991 de Cafe Del Mar ın resident dj i “Jose Padilla” oldu. 1994’te “React” label ından, ilk Cafe Del Mar albümünü yayınladı... Meşhur seri şu an 12. sayısına ulaşmış, ayrıca bunun yanında bir çok değişik isimli albümler yayınlanmıştır. Şu sıralar, mekanın kendi adını taşıyan ayrıca bi plak şirketi de bulunmaktadır.
1998’e kadar her ne kadar Padilla’ nın şarkıları, yaptığı toplama albümlerde yer aldıysada, ilk kendi albümünü (Souvenir) 1998’de Mercury Records’dan çıkardı. CD nin yapımında Paco Fernandez, Lenny Ibizzare gibi diğer chillout producerları ile çalıştı. 2001’de 2. albümü olan “Navigator” ı yayınladı.
Padilla bugün hala Cafe Del Mar’ın resident lığını yapmakla beraber, aynı zamanda dünyanın heryerinde sahne alıyor. Ayrıca Cafe Del Mar serileri ile alakası olmayan “Bella Musica” isimli yeni bi seri yayınlamaya başladı.
Café del Mar :Ibiza – San Antonio’da bulunmaktadır. Turistlerin yaz boyu o meşhur “sunset at the cafe del mar” gurusunu yaratmış olan Jose Padilla’nın müziği eşliğinde gün batımını seyretmek için deliler gibi akın ettiği yerdir. İlk olarak “Ramon Gurial” , “Carlos Andrea” ve “Jose Les” tarafından 1978’de “The sunset Bar” olarak açılmıştır.
Tarzının ambient, chillout, easy listening olduğu mekan kendi CD lerini yayınlamaktadır. Dünya çapında bu güne kadar 9 milyondan fazla albüm satılmıştır. 2005 yazında denizin önüne kurulmuş büyük bir stage ile Cafe Del Mar 25 th yıl dönümünü kutlamıştır. Partide yine CD lerinde parçaları yayınlanan “Tom Oliver” , “Paco Fernandez” La Caina” gibi dj lere yer verilmiştir.
^^^^ Trance müzik ve Tarihi ^^^^
80’lerden bu yana gelişen elektronik dans müzikleri arasında bu resme en son katılan renklerden biri olan
Trance, 90’ların başında ortaya çıktı. Bir süre kenarda kaldıktan sonra 90 ortasında sağlam bir geri dönüş yaptı ve
günümüzde bu türler arasında en çok tercih edilen müzik oldu.
Yeni arayışlar...Disco’dan bu yana çıkan elektronik dans müziklerinin çoğu Amerika’da ortaya çıkmış ve
Avrupa’da gelişmişti. Alman kökenli Trance bu noktada bir istisna oldu.
90’ların başında House ve Techno kendilerine belli bir yer edinmiş, Acid House’un ortaya çıkışından sonra
Avrupa’da ve Amerika’da ardarda yapılan büyük rave partilerle dans müziği Hardcore etkisine girmişti.
Arayış içindeki müzisyenler Hardcore’dan uzaklaşırken oldukça farklı yönlere gittiler.
Hardcore’a tepki sayılabilecek Ambient, IDM (Intelligent Dance Music) gibi türler ortaya çıktı,
Techno avant-guarde ve minimal bir yola girdi. Trance de bu arayış döneminin bir sonucuydu.
Sihirli formül...
Trance, 20 yıllık bir elektronik dans müziği zincirinin son halkalarından biriydi.
Electronic New Wave, Industrial, Techno, Acid House, 80’lerin psikadelik müzikleri gibi birçok kaynaktan
besleniyordu. 20 yılın deneyiminden güç alan Trance, son derece özgün ve yeni, bir yanıyla da insanlık tarihi kadar eskiydi.
İlkel kabilelerden günümüze farklı kültürler ve dinlerde birçok noktada yeralan müzikle transa geçme geleneği,
Trance müzikte teknolojiyle buluşuyor, kabul görmesi kaçınılmaz bir formül gerçekleşmiş oluyordu.
Hardcore ve Rave’in yaygın olduğu bir zamanda ortaya çıkan Trance, başlangıçta oldukça sert ve soğuktu.
Tempo ve ritmik yapı olarak Techno’ya benziyordu.
Güçlü bas melodileri üzerine, Acid House’un ortaya çıkmasına sebep olan
TBR-303 ve çeşitli synthesizer kaynaklı seslerden oluşan üst melodiler Trance’in belkemiğini oluşturdu.
Bu dönemde Avrupa’da yaygın olarak dinlenen "Euro" ya da "Club" denen melodik bir House türevi de Trance’in gelişiminde etkili oldu.
Euro’da tekrar edilen canlı ve duygusal melodiler, Trance’te birtakım değişimlere uğrayarak neredeyse
durmaksızın devam ediyordu. Genellikle parça beat seviyesinin düşmesiyle bir noktada duruluyor,
dinleyici melodiye odaklanıp bekletildikten sonra, beat canlanmış ve yenilenmiş bir halde tekrar müziğe giriyordu.
Böylece takip edilen melodi uzatılarak müzikte bir anlatı ortaya çıkıyordu.
Frankfurt Acperience...1991 yılında Dj Dag Lerner ve Rolf Elmer’ın "dance2trance" parçası Trance müziğe adını verdi.
Bu sırada Frankfurt kökenli Harthouse, Eye Q Records, R&S gibi Label’lar Trance’in gelişiminde önemli rol oynadı.
Harthouse’u kuran Sven Vath, Heinz Roth Mathias Hoffman bu yönde çalışmalar yaptılar.
Lerner ve Rolf’un "We Came In Peace" ve Hardfloor’un "Hardtrance Acperience" adlı parçaları erken dönem
Trance sound’unun belirleyicisi oldu.
Arpeggiators, Spicelab, Barbarella, Oliver Lieb, Cosmic Baby gibi isimler ardarda Trance prodüksiyonları yaptılar.
İngiltere’den Goa’ya...
Paul Oakenfold gibi Dj’ler sayesinde İngiltere’de popülarite kazanan Trance;
Acid Trance, Hard Trance, Ambient Trance gibi alttürlerin ortaya çıkmasına sebep oldu.
Avrupa’dan Hindistan ve Tayland’a kadar ulaştı, Psytrance ve Goatrance gibi belirgin ve güçlü bir yola girdi.
Fransa’da Robert Miles, BT ve Sash gibi prodüktörlerin çalışmaları; Almanya’da ise Dj Taucher ve Paul Van Dyk gibi Dj’lerin etkisiyle
Trance bugün dinlediğimiz haline yaklaşmaya başladı.
Sasha ve John Digweed New York’taki Twilo adlı kulüpte Amerika’yı Trance’le tanıştırdılar.
90’ların sonuna doğru Vincent de Moor ve Ferry Corsten gibi isimlerle Trance mainstream chart’lara girmeye başladı.
"Carte Blanche", "Out of the Blue" gibi parçalar dünya çapında hit oldu.
İnsanların bir zamanlar burun kıvırdığı Trance tüm dünyayı sardı ve elektronik dans müziğine büyük ölçüde hakim oldu.
Trance yaygınlaştığı ölçüde kötü taklitler ve seviyesiz prodüksiyonlar da arttı.
Toplama Trance albümleri kamyon dolusu satmaya başladı, her yıl yenilenen Anthem’leri televizyondaki programların jingle’larına kadar girdi.
Progressive yönelimler...
2000’lere doğru artık yılın Dj’leri sıralamalarında Sasha, Digweed, Paul Oakenfold, Paul van Dyke gibi Trance üstadları en üst
sıralarda köşe kapmaca oynuyordu.
Onlar Trance’in temel özelliklerinden ayrılmadan tarzlarını geliştirmeye, farklı türleri de müziklerine katmaya başladılar.
Ortalıkta dolanıp duran neşeli ve yüzeysel taklitlerin aksine, gitgide daha karanlık ve house’a yaklaşan soundlara doğru ilerlediler.
Progressive Trance’le beraber Trance, pop müziğin vokal gücünü de arkasına aldı.
Yapılan her yenilik bambaşka bir sonuç ortaya çıkardığından birbirinden son derece farklı soundlar gelişti ve
trance etrafında dolanan Dj’ler büyük ölçüde kişisel ve özgün tarzlar oluşturma imkanı buldular.
Tiesto, ATB gibi isimler boş kalan Anthem sahasını doldururken, Steve Lawler, Sander Kleinenberg gibi isimler Trance içinde farklı yönler çizdiler.
Hare hare...Trance müziğin temelini oluşturan, insanı bir tür transa sokan yapı aslında müziğin temel özelliklerinden biri.
Bu özellik doğanın seslerinde de, hayvan seslerinde de, Reggae’de de, Bach’ın kanonlarında da var.
Bu özellik tekrara ve takip edilebilen bir melodiye bağlı. Tekrarlar sıkıcı görünse de insanı transa sokan şey, bu sıkıcılığın kendisi. Afrika kabile müziği, Sufi müziği, ve birçok dindeki ilahiler de bu özelliği taşıyor.
Budizm’deki mantralara, Hare Krishna’ların ayin müziklerine baktığımızda sürekli tekrarlar ve belli bir melodi üzerindeki varyasyonların insanları güçlü bir şekilde etkilediğini görüyoruz. Bu yapı dinleyicinin zihninde ayrıksı bir trans alanı oluşturuyor ve kişi varyasyonları takip ederken düşünme sürecine girerek bir iç yolculuğa çıkıyor.
Belli belirsiz sesler dinleyicinin dikkatinin hassaslaşmasına yolaçıyor. Müziği oluşturan seslere belli anlamlar, roller yükleniyor ve melodinin akışı içinde bir anlatı oluşuyor.
Kemerlerinizi bağlayın...
Diğer müziklerde melodi kısa tutularak tekrar edildiyor. Trance’te ise melodi bütün bir şarkıya yayıldığından parçanın içindeki anlatı kendi içinde giriş, gelişme ve sonucu olan anlatı bir öykü oluşturuyor.
Bu öyküler planlı bir set içinde anlamlı bir bütün olarak dizildiğinde ve işlendiğinde ise müzik dinleme deneyiminin kendisi bir iç yolculuğa dönüşüyor.
Üstelik malzeme aynı olsa da her dinleyici kendi zihninde kendi öyküsünü oluşturduğundan Trance etkileşimli olma özelliğini de taşıyor.
Bu nedenle partilerde ve kulüplerde kalabalığı yönlendiren, yolculuğa çıkaran Dj’lere halk arasında "pilot" adı veriliyor. İnsan psikolojisi, ortamın atmosferi, enerji etkileşimi Trance konusunda son derece önemli.
Dolayısıyla, kendini müziğe katmayı reddeden dinleyiciler Dj’i, suya götürüp susuz getiren Dj’ler ise dinleyicileri üzüyor. Pagan toplumlarında Şaman davullarıyla yapılan trans ayinleri günlerce sürerdi. Şimdi de kulüplerde ve partilerde teknolojinin şamanları olan Dj’ler iç yolculuklarımıza yön veriyor.
Olumlu şartlar altında gerçekleşen bir Trance partisinde ise bu yolculuğu kendine dair bir çok şey öğrenmiş, duygularına isim vermiş, hayat deneyimi edinmiş ve bunları tek bir söz söylemeden insanlarla paylaşmış olarak sonlandırmak mümkün.
Yapmanız gereken tek şey gözlerinizi kapayıp kendinizi açmak...
Trance; 1990lu yılların başlarında Avrupa’da gelecek vaad eden bir müzik türü olarak çıktı. Günümüzde de bu özelliğini devam ettiren, ümit verici mizik türlerinden biridir.
Trance Müziği çok geniş bir kapsama sahiptir; dinlendiği ve etkilediği alan düşünülürse, sınırlanın çok ötesine geçmiştir. Günümüzdeki popüler gruplar, sanatçılar, müziğin içinde bulunan kişiler arasındaki ortak görüş trance soundunun tüm albümlerin içine dahil edilmesinin çok doğru olduğudur.Trance başlangıçta ticari olmayan bir müzik türüyken; daha sonraları, her geçen gün daha fazla kişiye ulaşmaya başlayarak popüler bir müzik türü haline gelmiştir.
Artık, MTV ve Viva gibi popüler müzik çalan kanallarda ve basında çokça yer almaktadır.
Trance müziği; yetenekli Trance müziği Djleri, prodüktörleri ve büyük yapım şirketleri sayesinde popüler olmaya başlamıştır.Bu popülerlik sayesinde Pop ve Rock müziği yıldızları; Trance müziğinin bestecileri ve prodüktörleri ile iş birliği yapmaya başlamışlar ve bu soundu albümlerine katmaya başlamışlardır. Bu duruma en iyi örnek Madonna’nın “olgunlaşma çağından” olan albüm“Ray of Light 1998” dir. Bu albümün nerdeyse yarısında yüksek bir kaliteye sahip semi-trance soundunu hissedebilirsiniz.
Trance Müziğin Özellikleri
Belki de dans müziğinin en belirsiz tarzına sahip olan trance, melodik olarak tanımlansa bile sahip olduğu özgün müzik tarzıyla kısmen house müziğinden türemiş diyebiliriz.
Trance müziği için belirli kalıplar çizilmemiştir, bu tarzın şarkıları rengarenk ritim niteliklerine sahiptir. Bu tanımladığımızı aslında bir başlangıç noktası olarak kabul ederek bir trance albümünü; içinde bulunan bas çizgisinin varlığı ile davul ve bateri desenleri taşıyan, çoğu zamanda içinde trampet vuruşları ile önemli anları vurgulayan, çok nicelikli işitsel öğelerle müziğin dokusunu en iyi şekilde oluşturan ritim güzelliğine sahip bir tarz olarak kabul edebiliriz.
Buna rağmen, tüm trance müziği için aynı şeyi söyliyemeyiz. Tümü bu profilin içine sığmaz, çünkü şarkıların sınıflandırılmaları daha çok çalan kişinin çıkardığı sound ile ilgilidir.
Trance türünü/ tarzını en iyi şekilde açıklamak istersek; dans müziği içindeki ayrı noktaları birleştiren, ya çok enerjik ya da chill out olan diyebiliriz.
Trance müziği genelde major ve minor akortlarının oluşturduğu “epik”soundunda olup, bu açıdan klasik müzik aletleri ile çıkan soundlara benzerlik göstermektedir.
Çoğu Trance soundu 4/4 vuruşlu tempoda olup; canlandırıcı özelliğe sahiptir; hızlanarak canlandırarak ve çoğu zamanda enerjik bir sentez oluşturarak, vuruşlarla yükselerek ve genelde yavaş yavaş gelen uzun solo bölümleri ilebir gerilim yaratır ve dans pisti içinde bir beklenti yaratır.
Vuruşsuz bas çizgileri ile genelde major ve minor akordlarını kullanarak, trance müziği genel epik formu ile ticari trance formu ve yan tarzları olan, Euro (Epic) Trance, Goa (Psychedelic, Psy) trance, Hard Trance, and Progressive Trance olarak vardır.
Bloklar İnşa etmek
House ve Techno’u “güç sağlama” ya da Trance’in “yakıtı” olarak değerlendirirsek, trance’i en iyi şekilde anlatmaya çalışmış oluruz. Evet, bazı yönlerden Trance, House ve Techno’dan türeyen bir türdür.
Ama bu türemeyi sadece uygun güç sağlanması olarak nitelendirmeliyiz. Daha da önemlisi Trance’in ana çıkış noktası Batı ve Antik Batı kültürünün dinsel ve tinsel köklerinden türemiş olmasıdır. Aslında şaşıtıcıdır ki, bizi çevreleyen dünyada Trance Müziği uzun yıllardır varolmuştur.
Daha da açmak gerekirse bir müzik prodüktörünün başlangıç noktası aşağıda yazılı olan her maddenin oluşturduğu en basit Trance albümünde mevcuttur(solid, house-powered beat and energetic, techno-powered progressive sound).
İnişler ve çıkışlar
16. ve 32. notaların kısa örnekleri
İlahiler
Yüksek major ve minör akortları
Bu saydıklarımız trance için en gerekli olan öğelerdir. Hepsi o kadar önemlidir ki albümdeki soundu tamamen değiştirebilirler. Herhangi birinin eklenmesi ile soundu Trance’a çevirebilir.
Tarihçe ve Gelişim:Trance Müziğinde dini kökleri olan ruhsal ögelerden oluşan Şamanizim ve Budizm izlerini görmek mümkün.
Bu önemli bilgiyi göz önünde bulundurarak; Trance’ın yaşının yüzyıllar öncesine dayandığını tahmin edebiliriz.Günümüzdeki Trance soundu 1990lı yılların ilk başlarında Almanya’da doğmuş olsa da ‘Trance Markasına’öncülük eden Dragon Fly gibi soundlar 1990lı yılların sonunda ortaya çıkmıştır.
Bu sound özelliğine sahip Goa Trance ve Psy-Trance tartışılır bir şekilde daha da eskidir.Hindistan ve İsrail’de Clublara gidenler tarafından ortaya çıkan ilk Trance Albümleri ise kendilerinin oluşturduğu yeni bir stil ve dans pistleri için yeni bir sound olmuştur.Yine tartışmaya açık olarak; Techno, Trance’ın ve House’un birleşimi, ilk zamanlar için tempolu ve ritmik özelliklerinden oluşan ama bunun yanında da daha yüksek soundlu melodileri ile popüler house stilinden esinlenmiş bir şekilde clublarda çalınmıştır.Lakin, Trance’ın melodileri Avrupa/ Club House kültüründen farklılıklar göstermektedir. İkisi de duygulu- heyecanlı ve canlandırıcı özelliklere sahip olsa bile, House müziğinin yaptığı gibi ‘çevreyi zıplatma’ özelliğine sahip değildir.Bu Erken-Trance olarak nitelendirdiğimiz Trance’ın ilk zamanları yukarıda da açıkladığımız gibi ‘İlahi Müzik’ özelliklere sahip olduğu söylenebilir ve türüne özgü olarak şarkının çözülme bölümleriile melodiye bir kaç saniye odaklanmadan önce yenilenen yoğun sound ile tempoyu getirir.Böylelikle Trance Müziği Avrupa’da popüler olmaya ve çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladı ki, kaçınılmaz bir şekilde Trance Stili gelişmeye ve her geçen gün daha fazla Dj ortak bir şekilde Trance Müziğini kullanarak daha büyük bir kesime hitap etmeye başlayarak, daha ticari bir müzik türü olmaya başladı. Gelenksel Trance Stilinden çıkmış artık daha fazla türevleri olan bir müzik türüne dönüşmüştür.1990’lı yılların ortalarına doğru trance Müziği artık ticari olarak bakıldığında da dans müziğinin vazgeçilmez türlerinden biri olmuştu. Artık gayet popüler olan daha keskin hatları ile House’un yerine uygun bir şekilde doldurmaya başlamış, davul-bass kombinesinden daha sakinleştirici ve dinlendirici olmuş ve Techno ya kıyasla daha ulaşılabilir biz müzik türü olmuştur.Günümüze kadar, Trance Progressive House ile eşanlamlı iki kelime gibi kabül görmüş, aslında aynı müzik içinde sınıflandırılmışlardır.‘Progressive’ ticari başlığı ile Brian Transeau (BT), Paul Van Dyk, Ferry Corsten (Art of Trance/ Trance’in Sanatı) gibi sanatçılar ,ve Underworld; ilk prodüktörler ve remix ile uğraşan sanatçılar epik duyguları ve duygusallık içeren bir stili öne çıkarmışlardır.Bu arada Paul Oakenfold, Sasha, ve John Digweed gibi djler de daha önceden kaydedilmiş olan mixlerin satışlarları ile, bu soundu dinletmeye başlamışladır.1990’lı yılların sonlarına doğru Trance muazzam bir şekilde ticari bir müzik türü olarak devam etmiş; çok fazla sayıda çeşitli türlere de ayrılmaya başlamıştır.Belki bir sonuç olarak, benzer şeylerde Djlerde de olmuştur. Örnek olarak , Sasha ve Digweed; Progressive Sound’u ön cephelere beraber taşıyan bu ikili, yükselen ‘Deep Trance/ Derin Trance’ stilini daha yükselen ‘karanlık mix’ yapmak yerine, bu sound ile ilgili herşeyi 2000 yılında bırakmışlardır.1996 yılında ‘yeni Trance olgusu’ İngiltere’nin kalbinden gelerek İngiliz Clublarında ve daha sonra da ‘Clubberların Adası’ olarak bilinen Ibıza’da yeni ufuklara bir ‘fenomen’ olarak devam eder.Epik kurulumlu albümler, muazzam bir çözülme gösteren ve canlandırıcı etki ile, en son noktaya ulaşan ATB ve Delirium Soundları...Robert Miles, Sash ve BT gibi çok tanınan prodüktörlerle beraber; bu soundlar müzikde yeni bir enerji ve heyecan arayan dinleyicilerin kalbini kazanmıştır.Dünyanın her yerinde ağır adımlarla ilerleyen Trance Müziğinin etkisini incelemek çok ilginçtir.İsrailliler ve İsveçliler yeni soundlar üretmeye devam ederken Amerika ve Doğu Avrupa marketlerinde Trance Soundundan; çılgın Avrupa marketinde absorbe olmuştur. Bu arada İngiltere ve Canada; Hard Trance sınırlarını zorlayarak, Hard House gibi bir anda ortaya çıkan yeni tarzlar oluştururlar, bu ortaya çıkan Trance ve House müziğinin bir birleşmidir.Tarz içinde gösterdiği çeşitlilik insanı gayet tatmin ederek, kaçınılmaz bir şekilde kendi başarısının kurbanı olmuştur. Trance yapımı Djler mesela Paul Van Dyk; halen aynı tarzı icra eden bi Trance Dji olsada, eskiye göre kıyaslandığında, türü oluşturup daha sonra bir kağıt parçası gibi bir kenara atmışlardır.Fakat bunun yanında, 1990lı yılların ortalarındaki ‘Gerçek Trance’ hayranları, tarzı tekrar eski yerine getirmek için çabalayıp, sonunda hakkettiği yere getirirler.: Akıldaki müzik olmak , kalabalık için değil ...Ticari Trance Müziğinin bulunduğu rota ‘dans’ olarak geri dönmek veya Progressive veya ‘epik dans’ müziği olmuştur artık. Hangi rotayı takip ederse etsin, Trance; dans müziğinde bir Rönesans Dönemi olarak hatırlanacaktır.Şu anda da hala geçerliliği olan Trance Müziği, içinde geniş bir yelpaze şeklinde bulundurduğu tarzlar ile genişlemeye devam ederek en parlak Djleri bünyesinde barındırmaktadır.
Euro Trance:Tam ortada Trance’ın merkezinde bulunan Euro Trance, Trance’in en doğal formunda, anlaşılması en kolay türüdür. Euro Trance genelde, hep canlandırıcı özelliği, çoğunlukla 140-145 Bpm de olan ve içindeki büyük ayrımlı Bass özelliği ile, genelde epey ağır ve bir bayan vokalli sounda sahip olan bir türdür.İçinde büyük ayrımlar/ kıvrımlar/ inişler göstererek; Trance Müziğinin bu stili vokalleri ile birlikte ‘Ticari Trance’ türünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu tarz Trance; ‘İyi hisset’-"feel good" kategorisine girer ve başlangıç noktası bu görüşdür. Keskin çizgileri ile Euro Trance, bazı şartlarda Hard Trance olarak da adlandırılabilir.
Goa Trance:Goa Trance; elektronik müziğin bir formu olup, Hindistan’ın bir bölgesi olan Goa’da ortaya çıkmıştır. Müzik; popüleritesini kökleri Goa bölgesindeki, 1960lı yılların sonları, 1970li yılların başındaki ‘hippi mecca’dan alır. Buna rağmen günümzdeki Goa Trance stili o zamanlardaki gibi aynı şekilde varolmamaktadır.1970li ve 1980li yıllardaki turist akımından sonra, bir grup merkez olarak Goa’da kalmış, müzikdeki gelişmelere ve müziğin yanında diğer aktivitelerle; yoga, eğlenceler eşliğinde uyuşturucu kullanımı ve çeşitli ‘New Age’ akımlarına konsantre olmuşlardır.Techno stiline giriş ve Goa Tekniği ile Goa Trance stiline dönüşmüş ve ilk öncüleri ile ‘Goa Gill’ ve ‘Mark Allen’ olmuştur. Bir çok ‘partiler’ (alemlere benzeyen) ile Goa döndürülerek tamamen bu tarz müziğin içine girerek diğer ülkelerde de bu ‘alemlerde’, festival ve partilerde de çoğu zaman çalınan, Trance’ın diğer stilleri ve Techno ile birleşme sağlamıştır.Goa, esasen ‘Dance-Trance’ müziği olarak (oluşum yıllarında Trance Dance olarak işaret ediliyordu) enerjik temposu ile, genelde hep 4/4 ve 16.dan 32. notaya gider.Türüne özgü bu sayı ile parçanın ikinci yarısında çok daha enerjik bir yapı kurulur ve sonra oldukça incelerek/ azalarak sona hızlı bir şekilde varır.Genelde 8-12 dk. arasında sürer, diğer Trance türlerine göre farkedebilinen, daha güçlü bass çizgilerine sahiptir ve canlı soundları içinde bastırma özelliği vardır.Goa Trance partilerinin farkedebilinen, ayırd edici bazı özellikleri vardır: “flouro (ışınır/floresan özelliği), kullanımı kıyafetlerde ve dekorasyonda görülebilir. Bu görüntüler genellikle Hinduluk ve diğer dini (özellikle doğu)ayinlerde rastlanan, mantarlar (ve diğer uyuşturucunun gösterdiği görüntüler) şamanizm ve teknolojik şeyler ile ilişkili olmuştur.Goa Trance’ın İsrail’de önemli bir sayıda takipçisi vardır. Bunun sebebide ‘eğlence kabilinden’, bu bölgeye gelen askerlerdir. Şimdi Goa Trance’ın büyük bölümü İsrail’de prodükte edilmektedir. Ama bu prodüksiyon ve tüketim demin de söylediğimiz sebep yüzünden aslında global bir fenomendir.Goa Trance etkilenmiş olarak 1990’lı yılların 2.yarısında sonra Psychedelic Trance’ a dönüşmüştür. Trance’ın diğer türlerine nazaran iki türde genellikle ticari olmayan ve pek de bilinmeyen türler olarak kalmışlardır.Goa Soundu genellikle clublarda ve Ibiza gibi eğlence yerlerinde, partilerde ve festivallerde rastlanan bir türdür. Çok kısa bir dönem için 1990lı yılların ortalarında, Paul Oakenfold da içinde bulunduğu bazı Djlerin desteği sayesinde, anlamlı bir ticari başarı kazanmıştır. ‘Adı duyulmamış sanatçı’ muhtemel Goa Trance yıldızı olmaya en yaklaşmış kişidir.
Psychedelic Trance:Psychedelic Trance (genellikle Psy Trance isimiyle hatırlanan), Trance müziğinin bir başka türüdür ve 1990lı yılların sonuna doğru geliştirilmiştir.Trance müziğinin diğer türlerindne olan house ve technoya nazaran daha hızlı bir tempoya sahiptir; dakikada 125-150 Bpm. Bu türün çok güçlü bir bass soundu vardır ve devamlılığı olan bu temposu ile diğer bir çok ritme göre farklılıklar gösterir.Trance’in bu türü, İngiletere’de çok popülerdi. Ama doğru söylemek gerekirse global bir fenomendir; ve çok ilginçtir ki bir çok Amerikalı ve israilli sanatçı tarafından da temsil edilmektedir.2002 yılında bir çok japon sanatçı, ingiliz djlerden etkilenerek bu türü kullanmaya başlamışlardır. Dünyanın her yerinde bulunan clublarda ve dans pistlerinde minimalist trance, progressive trance, ambient trance ve goa trance ile beraber psychedelic trance da çalınmaktadır. Goa ve Psychedelic trance müziğinin karışımı bir çok trance dinleyicisi tarafından çok popüler bir müzik türü olmuştur.Psychedelic trance yapan bazı popüler sanatçılar arasında Astral Projection, Space, Tribe, Infected Mushroom, Atmos, Total Eclipse, Cosmusis ve Simon Postford’u sayabiliriz. Psychedelic trance genelde açık hava festivallerinde çalınan bir türdür.Bu festivallere giden kişilerin "büyük bölümü", tartışmasız, Magic Mushroom (Sihirli Mantarlar) ve LSD kullanırlar. Festivaller genellikle min. 24 saat süren etkinliklerdir.
Ambient Trance:Progressive trance’in öncüsü olarak çıkan Ambient trance, trance türleri arasında; hayalci, hipnotize edici, kültürlü diyebileceğimiz bir stili vardır. Genellikle Alman yapımı olup atmosferik/ havadar mekanlarda epik melodik dizisi halinde ve bazende senfonik düzenlemelere sahip bir türdür.Ticari olduğu düşüncesine kapılınmamalıdır, Ambient Trancedaki ortak görüşe göre ünlü sanatçıları olarak ATB veya Darude’i sayabiliriz.
Zaman zaman erken acid hareketinden bazı ögeler ödünç alarak; örnek olarak “rezzy 303 leads” ve minimal perkisyonu, kendine Goa Trance’in tinsel ögelerini ilk marka olduktan sonra içine alan Ambient Trance, genelde unutulmuş ama etkiliyici stili ve eğlendirici tarzı ile müzikte hep varolmuştur.
Bazen “old school trance’ı” olarak da adlandırılmıştır. Bunun da sebebi şimdi popüler olan daha sert tarzlara göre daha geride kalmış olmasıdır.
Ambient Trance, dans müziği tarihçesinde içinde spesifik ögeler olan bir tarz olarak varolmuştur.
Güncel club yönlü sesler ile, ambient albümleri; Orb ve diğer ilk dans öncüleri tarafından mix yapılan, bir çok prodüktörler ve Almanya ile İngilteredeki Djler sayesinde dikkat çekmeye başlamışlardır.1990ın ilk yıllarında Alman müzik adamı Harold Bluchel (Aka Cosmic Baby) klasik piyano ve sintizayzır melodileri ile deneme yaparak techno ritimlerine kontrast oluşturmuştur; ve 1993 yılında, günümüzdeki en popüler trance şarkılarından olan “Cafe Del Mar” (pseudonym energy 52) ortaya çıkmıştır. Ve bu şarkı hala günümüzde mixlenmektedir.Şimdi veya daha sonrası içinde Trance’ın belkide en verimli figürü olarak söyliyebileceğimiz isim Oliver Lieb dir. Sayabileceğimiz diğer isimler ise; Paragliders, The Ambosh, Spice Lab ve LSG dir.Lieb, 90lı yıllarda her trance prodüksiyonunu remixlemiş ve bugün bile çalışmalarına devam etmektedir. Albümleri çoğu tarzı kapsar; tribal etnik fusiondan tutun spacey trance’a den techno’a kadar.Lieb, Paul Van Dyk gibi kişiler trance müziğinin tanrısı sayılan kişiler olarak düşünülmektedir.Böyle düşünülmesini sağlayan çok fazla sebep vardır; neden çünkü bu kişiler sayesinde, tarz hala çok güçlü ve önemli olarak dünya dans kültürü içinde varolmaktadır.Bütün tarzlar gibi, Ambient Trance da 90lı yılların ortalarında değişimler göstermeye başlamıştır. Artık daha sert ve daha progressive bir sounda sahip olmuştur.Ama bunun yanında bir çok prodüktör hala aynı şekilde “intelligent trance” ile aynı çizgide devam etmektedirler. Bunların arasında Humate, Salt Tank, Lieb ve Paul Van Dyk sayılabilecek isimlerdir.Bir çok dans müzik hayranı; Trance’ın ilk ve 90lı yılların ortalarına kadar olan dönemdeki en güzel ve en esaslı albümleri “good old days”/ “ eski iyi günler” hala günümzde hatırlanmaktadır.
Progressive Trance:Trance’in bu tarzı “euro trance’dan” daha derin bir niteliğe sahiptir. Daha derin bir eğilimi olup ama daha az bir ticari anlayışa sahiptir. Genellikle 130-140Bpm den daha yavaştır ve içinde çok çeşitli soundları barındırır.
Bir çok progressive renk ile breakbeat ve tribal techno soundunu kullanır. Progressive müzikdeki bu ayrım Euro trancedakinden çok daha incelikli olup hiç bir zaman “uplifting” olmamıştır.Progressive müzik daha ince bir yapı ve düşüşler ile dj tarafından tüm gece icra edilir ama bunun yanında Euro müzik ise kendi düzeninde inşa edilmiştir.Son zamanlarda bir çok progressive tarz örneği albüm daha derin tribal soundlara ve “break”lere sahiptir. Bu daha çok “progressive house”olarak adlandırılır.
Hard Trance:Geleneksel Trance soundu içinde, başlığından da anlaşılacağı gibi, Acid ve Techno’a göre daha sert ögelere sahip bir türdür.

Trance Tarihcesi

Zoom (Trance)
Trance
Trance; 1990lu yılların başlarında Avrupa’da gelecek vaad eden bir müzik türü olarak çıktı.
Günümüzde de bu özelliğini devam ettiren, ümit verici mizik türlerinden biridir.
Trance Müziği çok geniş bir kapsama sahiptir; dinlendiği ve etkilediği alan düşünülürse,
sınırlanın çok ötesine geçmiştir. Günümüzdeki popüler gruplar, sanatçılar,
müziğin içinde bulunan kişiler arasındaki ortak görüş trance soundunun
tüm albümlerin içine dahil edilmesinin çok doğru olduğudur.Trance başlangıçta ticari olmayan bir müzik türüyken;
daha sonraları, her geçen gün daha fazla kişiye ulaşmaya başlayarak popüler bir müzik türü haline gelmiştir.
Artık, MTV ve Viva gibi popüler müzik çalan kanallarda ve basında çokça yer almaktadır.
Trance müziği; yetenekli Trance müziği Djleri, prodüktörleri ve büyük yapım şirketleri sayesinde
popüler olmaya başlamıştır.Bu popülerlik sayesinde Pop ve Rock müziği yıldızları;
Trance müziğinin bestecileri ve prodüktörleri ile iş birliği yapmaya başlamışlar ve bu soundu albümlerine katmaya başlamışlardır
. Bu duruma en iyi örnek Madonna’nın “olgunlaşma çağından” olan albüm“Ray of Light 1998” dir.
Bu albümün nerdeyse yarısında yüksek bir kaliteye sahip semi-trance soundunu hissedebilirsiniz.
Özellikleri
Belki de dans müziğinin en belirsiz tarzına sahip olan trance,
melodik olarak tanımlansa bile sahip olduğu özgün müzik tarzıyla kısmen house müziğinden türemiş diyebiliriz.
Trance müziği için belirli kalıplar çizilmemiştir, bu tarzın şarkıları rengarenk ritim niteliklerine sahiptir.
Bu tanımladığımızı aslında bir başlangıç noktası olarak kabul ederek bir trance albümünü;
içinde bulunan bas çizgisinin varlığı ile davul ve bateri desenleri taşıyan,
çoğu zamanda içinde trampet vuruşları ile önemli anları vurgulayan,
çok nicelikli işitsel öğelerle müziğin dokusunu en iyi şekilde oluşturan ritim güzelliğine
sahip bir tarz olarak kabul edebiliriz. Buna rağmen, tüm trance müziği için aynı şeyi söyliyemeyiz.
Tümü bu profilin içine sığmaz, çünkü şarkıların sınıflandırılmaları daha çok çalan kişinin çıkardığı sound ile ilgilidir.
Trance türünü/ tarzını en iyi şekilde açıklamak istersek; dans müziği içindeki ayrı noktaları birleştiren,
ya çok enerjik ya da chill out olan diyebiliriz.
Trance müziği genelde major ve minor akortlarının oluşturduğu “epik”soundunda olup,
bu açıdan klasik müzik aletleri ile çıkan soundlara benzerlik göstermektedir.
Çoğu Trance soundu 4/4 vuruşlu tempoda olup; canlandırıcı özelliğe sahiptir;
hızlanarak canlandırarak ve çoğu zamanda enerjik bir sentez oluşturarak, vuruşlarla
yükselerek ve genelde yavaş yavaş gelen uzun solo bölümleri ilebir gerilim yaratır ve dans pisti içinde bir beklenti yaratır.
Vuruşsuz bas çizgileri ile genelde major ve minor akordlarını kullanarak,
trance müziği genel epik formu ile ticari trance formu ve yan tarzları olan,
Euro (Epic) Trance, Goa (Psychedelic, Psy) trance, Hard Trance, and Progressive Trance olarak vardır.
Bloklar İnşa etmek
House ve Techno’u “güç sağlama” ya da Trance’in “yakıtı” olarak değerlendirirsek,
trance’i en iyi şekilde anlatmaya çalışmış oluruz. Evet, bazı yönlerden Trance, House ve Techno’dan
türeyen bir türdür.Ama bu türemeyi sadece uygun güç sağlanması olarak nitelendirmeliyiz.
Daha da önemlisi Trance’in ana çıkış noktası Batı ve Antik Batı kültürünün dinsel ve tinsel köklerinden türemiş olmasıdır.
Aslında şaşıtıcıdır ki, bizi çevreleyen dünyada Trance Müziği uzun yıllardır varolmuştur.
Daha da açmak gerekirse bir müzik prodüktörünün başlangıç noktası aşağıda yazılı olan her maddenin
oluşturduğu en basit Trance albümünde mevcuttur(solid, house-powered beat and energetic,
techno-powered progressive sound).
İnişler ve çıkışlar
16. ve 32. notaların kısa örnekleri
İlahiler
Yüksek major ve minör akortları
Bu saydıklarımız trance için en gerekli olan öğelerdir.
Hepsi o kadar önemlidir ki albümdeki soundu tamamen değiştirebilirler.
Herhangi birinin eklenmesi ile soundu Trance’a çevirebilir.
Tarihçe ve Gelişim
Tartışmaya açık olarak diyebilirizki, Trance Müziğinde dini kökleri olan ruhsal ögelerden oluşan
Şamanizim ve Budizm izlerini görmek mümkün. Bu önemli bilgiyi göz önünde bulundurarak;
Trance’ın yaşının yüzyıllar öncesine dayandığını tahmin edebiliriz. Günümüzdeki Trance soundu
1990lı yılların ilk başlarında Almanya’da doğmuş olsa da ‘Trance Markasına’öncülük eden Dragon Fly gibi soundlar
1990lı yılların sonunda ortaya çıkmıştır. Bu sound özelliğine sahip Goa Trance ve Psy-Trance tartışılır bir şekilde daha da eskidir.
Hindistan ve İsrail’de Clublara gidenler tarafından ortaya çıkan ilk Trance
Albümleri ise kendilerinin oluşturduğu yeni bir stil ve dans pistleri için yeni bir sound olmuştur.
Yine tartışmaya açık olarak; Techno, Trance’ın ve House’un birleşimi, ilk zamanlar için tempolu ve
ritmik özelliklerinden oluşan ama bunun yanında da daha yüksek soundlu melodileri ile popüler house
stilinden esinlenmiş bir şekilde clublarda çalınmıştır.
Lakin, Trance’ın melodileri Avrupa/ Club House kültüründen farklılıklar göstermektedir.
İkisi de duygulu- heyecanlı ve canlandırıcı özelliklere sahip olsa bile,
House müziğinin yaptığı gibi ‘çevreyi zıplatma’ özelliğine sahip değildir.Bu Erken-Trance olarak nitelendirdiğimiz
Trance’ın ilk zamanları yukarıda da açıkladığımız gibi ‘İlahi Müzik’ özelliklere sahip olduğu söylenebilir ve türüne özgü olarak
şarkının çözülme bölümleriile melodiye bir kaç saniye odaklanmadan önce yenilenen yoğun sound ile tempoyu getirir.
Böylelikle Trance Müziği Avrupa’da popüler olmaya ve çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladı ki, kaçınılmaz bir şekilde
Trance Stili gelişmeye ve her geçen gün daha fazla Dj ortak bir şekilde Trance Müziğini kullanarak daha büyük bir kesime
hitap etmeye başlayarak, daha ticari bir müzik türü olmaya başladı. Gelenksel Trance Stilinden çıkmış artık daha
fazla türevleri olan bir müzik türüne dönüşmüştür.
1990’lı yılların ortalarına doğru trance Müziği artık ticari olarak bakıldığında da dans müziğinin vazgeçilmez
türlerinden biri olmuştu. Artık gayet popüler olan daha keskin hatları ile House’un yerine uygun bir şekilde
doldurmaya başlamış, davul-bass kombinesinden daha sakinleştirici ve dinlendirici olmuş ve Techno ya kıyasla daha
ulaşılabilir biz müzik türü olmuştur. Günümüze kadar, Trance Progressive House ile eşanlamlı iki kelime gibi kabül görmüş,
aslında aynı müzik içinde sınıflandırılmışlardır.
‘Progressive’ ticari başlığı ile Brian Transeau (BT), Paul Van Dyk, Ferry Corsten (Art of Trance/ Trance’in Sanatı)
gibi sanatçılar ,ve Underworld; ilk prodüktörler ve remix ile uğraşan sanatçılar epik duyguları ve duygusallık içeren
bir stili öne çıkarmışlardır. Bu arada Paul Oakenfold, Sasha, ve John Digweed gibi djler de daha önceden kaydedilmiş
olan mixlerin satışlarları ile, bu soundu dinletmeye başlamışladır.
1990’lı yılların sonlarına doğru Trance muazzam bir şekilde ticari bir müzik türü olarak devam etmiş;
çok fazla sayıda çeşitli türlere de ayrılmaya başlamıştır. Belki bir sonuç olarak, benzer şeylerde Djlerde de olmuştur.
Örnek olarak , Sasha ve Digweed; Progressive Sound’u ön cephelere beraber taşıyan bu ikili, yükselen ‘
Deep Trance/ Derin Trance’ stilini daha yükselen ‘karanlık mix’ yapmak yerine, bu sound ile ilgili herşeyi 2000 yılında
bırakmışlardır.
1996 yılında ‘yeni Trance olgusu’ İngiltere’nin kalbinden gelerek İngiliz Clublarında ve daha sonra da
‘Clubberların Adası’ olarak bilinen Ibıza’da yeni ufuklara bir ‘fenomen’ olarak devam eder.
Epik kurulumlu albümler, muazzam bir çözülme gösteren ve canlandırıcı etki ile,
en son noktaya ulaşan ATB ve Delirium Soundları...Robert Miles, Sash ve BT gibi çok tanınan prodüktörlerle beraber;
bu soundlar müzikde yeni bir enerji ve heyecan arayan dinleyicilerin kalbini kazanmıştır.
Dünyanın her yerinde ağır adımlarla ilerleyen Trance Müziğinin etkisini incelemek çok ilginçtir.
İsrailliler ve İsveçliler yeni soundlar üretmeye devam ederken Amerika ve Doğu Avrupa marketlerinde
Trance Soundundan; çılgın Avrupa marketinde absorbe olmuştur. Bu arada İngiltere ve Canada;
Hard Trance sınırlarını zorlayarak, Hard House gibi bir anda ortaya çıkan yeni tarzlar oluştururlar,
bu ortaya çıkan Trance ve House müziğinin bir birleşmidir. Tarz içinde gösterdiği çeşitlilik insanı gayet tatmin ederek,
kaçınılmaz bir şekilde kendi başarısının kurbanı olmuştur. Trance yapımı Djler mesela Paul Van Dyk; halen aynı tarzı icra eden
bi Trance Dji olsada, eskiye göre kıyaslandığında, türü oluşturup daha sonra bir kağıt parçası gibi bir kenara atmışlardır.
Fakat bunun yanında, 1990lı yılların ortalarındaki ‘Gerçek Trance’ hayranları, tarzı tekrar eski yerine getirmek için çabalayıp,
sonunda hakkettiği yere getirirler.: Akıldaki müzik olmak , kalabalık için değil ...
Ticari Trance Müziğinin bulunduğu rota ‘dans’ olarak geri dönmek veya Progressive veya ‘epik dans’ müziği olmuştur artık.
Hangi rotayı takip ederse etsin, Trance; dans müziğinde bir Rönesans Dönemi olarak hatırlanacaktır.
Şu anda da hala geçerliliği olan Trance Müziği, içinde geniş bir yelpaze şeklinde bulundurduğu tarzlar ile genişlemeye
devam ederek en parlak Djleri bünyesinde barındırmaktadır.
Euro Trance
Tam ortada Trance’ın merkezinde bulunan Euro Trance, Trance’in en doğal formunda, anlaşılması en kolay türüdür.
Euro Trance genelde, hep canlandırıcı özelliği, çoğunlukla 140-145 Bpm de olan ve içindeki büyük ayrımlı Bass özelliği ile,
genelde epey ağır ve bir bayan vokalli sounda sahip olan bir türdür. İçinde büyük ayrımlar/ kıvrımlar/ inişler göstererek;
Trance Müziğinin bu stili vokalleri ile birlikte ‘Ticari Trance’ türünü oluşturuyor diyebiliriz.
Bu tarz Trance; ‘İyi hisset’-"feel good" kategorisine girer ve başlangıç noktası bu görüşdür.
Keskin çizgileri ile Euro Trance, bazı şartlarda Hard Trance olarak da adlandırılabilir.
Goa Trance
Goa Trance; elektronik müziğin bir formu olup, Hindistan’ın bir bölgesi olan Goa’da ortaya çıkmıştır.
Müzik; popüleritesini kökleri Goa bölgesindeki, 1960lı yılların sonları, 1970li yılların başındaki ‘hippi mecca’dan alır.
Buna rağmen günümzdeki Goa Trance stili o zamanlardaki gibi aynı şekilde varolmamaktadır.
1970li ve 1980li yıllardaki turist akımından sonra, bir grup merkez olarak Goa’da kalmış,
müzikdeki gelişmelere ve müziğin yanında diğer aktivitelerle; yoga, eğlenceler eşliğinde
uyuşturucu kullanımı ve çeşitli ‘New Age’ akımlarına konsantre olmuşlardır.
Techno stiline giriş ve Goa Tekniği ile Goa Trance stiline dönüşmüş ve ilk öncüleri ile ‘Goa Gill’ ve ‘Mark Allen’ olmuştur.
Bir çok ‘partiler’ (alemlere benzeyen) ile Goa döndürülerek tamamen bu tarz müziğin içine girerek diğer ülkelerde de
bu ‘alemlerde’, festival ve partilerde de çoğu zaman çalınan, Trance’ın diğer stilleri ve Techno ile birleşme sağlamıştır.
Goa, esasen ‘Dance-Trance’ müziği olarak (oluşum yıllarında Trance Dance olarak işaret ediliyordu) enerjik temposu ile,
genelde hep 4/4 ve 16.dan 32. notaya gider. Türüne özgü bu sayı ile parçanın ikinci yarısında çok daha enerjik
bir yapı kurulur ve sonra oldukça incelerek/ azalarak sona hızlı bir şekilde varır. Genelde 8-12 dk. arasında sürer, diğer
Trance türlerine göre farkedebilinen, daha güçlü bass çizgilerine sahiptir ve canlı soundları içinde bastırma özelliği vardır.
Goa Trance partilerinin farkedebilinen, ayırd edici bazı özellikleri vardır:
“flouro (ışınır/floresan özelliği), kullanımı kıyafetlerde ve dekorasyonda görülebilir.
Bu görüntüler genellikle Hinduluk ve diğer dini (özellikle doğu)ayinlerde rastlanan, mantarlar
(ve diğer uyuşturucunun gösterdiği görüntüler) şamanizm ve teknolojik şeyler ile ilişkili olmuştur.
Goa Trance’ın İsrail’de önemli bir sayıda takipçisi vardır. Bunun sebebide ‘eğlence kabilinden’,
bu bölgeye gelen askerlerdir. Şimdi Goa Trance’ın büyük bölümü İsrail’de prodükte edilmektedir.
Ama bu prodüksiyon ve tüketim demin de söylediğimiz sebep yüzünden aslında global bir fenomendir.
Goa Trance etkilenmiş olarak 1990’lı yılların 2.yarısında sonra Psychedelic Trance’ a dönüşmüştür.
Trance’ın diğer türlerine nazaran iki türde genellikle ticari olmayan ve pek de bilinmeyen türler olarak kalmışlardır.
Goa Soundu genellikle clublarda ve Ibiza gibi eğlence yerlerinde, partilerde ve festivallerde rastlanan bir türdür.
Çok kısa bir dönem için 1990lı yılların ortalarında, Paul Oakenfold da içinde bulunduğu bazı Djlerin desteği sayesinde,
anlamlı bir ticari başarı kazanmıştır. ‘Adı duyulmamış sanatçı’ muhtemel Goa Trance yıldızı olmaya en yaklaşmış kişidir.
Psychedelic Trance
Psychedelic Trance (genellikle Psy Trance isimiyle hatırlanan), Trance müziğinin bir başka türüdür ve
1990lı yılların sonuna doğru geliştirilmiştir. Trance müziğinin diğer türlerindne olan house ve technoya nazaran
daha hızlı bir tempoya sahiptir; dakikada 125-150 Bpm. Bu türün çok güçlü bir bass soundu vardır ve devamlılığı
olan bu temposu ile diğer bir çok ritme göre farklılıklar gösterir. Trance’in bu türü, İngiletere’de çok popülerdi.
Ama doğru söylemek gerekirse global bir fenomendir;
ve çok ilginçtir ki bir çok Amerikalı ve israilli sanatçı tarafından da temsil edilmektedir.
2002 yılında bir çok japon sanatçı, ingiliz djlerden etkilenerek bu türü kullanmaya başlamışlardır.
Dünyanın her yerinde bulunan clublarda ve dans pistlerinde minimalist trance, progressive trance,
ambient trance ve goa trance ile beraber psychedelic trance da çalınmaktadır.
Goa ve Psychedelic trance müziğinin karışımı bir çok trance dinleyicisi tarafından çok popüler bir müzik türü olmuştur.
Psychedelic trance yapan bazı popüler sanatçılar arasında Astral Projection, Space, Tribe, Infected Mushroom,
Atmos, Total Eclipse, Cosmusis ve Simon Postford’u sayabiliriz.
Psychedelic trance genelde açık hava festivallerinde çalınan bir türdür.
 Bu festivallere giden kişilerin "büyük bölümü", tartışmasız, Magic Mushroom (Sihirli Mantarlar)
ve LSD kullanırlar. Festivaller genellikle min. 24 saat süren etkinliklerdir.
Ambient Trance
Progressive trance’in öncüsü olarak çıkan Ambient trance, trance türleri arasında; hayalci, hipnotize edici,
kültürlü diyebileceğimiz bir stili vardır. Genellikle Alman yapımı olup atmosferik/ havadar mekanlarda
epik melodik dizisi halinde ve bazende senfonik düzenlemelere sahip bir türdür.
Ticari olduğu düşüncesine kapılınmamalıdır, Ambient Trancedaki ortak görüşe göre ünlü sanatçıları olarak
ATB veya Darude’i sayabiliriz.
Zaman zaman erken acid hareketinden bazı ögeler ödünç alarak; örnek olarak “rezzy 303 leads” ve minimal perkisyonu,
kendine Goa Trance’in tinsel ögelerini ilk marka olduktan sonra içine alan Ambient Trance,
genelde unutulmuş ama etkiliyici stili ve eğlendirici tarzı ile müzikte hep varolmuştur.
Bazen “old school trance’ı” olarak da adlandırılmıştır. Bunun da sebebi şimdi popüler olan daha sert tarzlara göre
daha geride kalmış olmasıdır.
Ambient Trance, dans müziği tarihçesinde içinde spesifik ögeler olan bir tarz olarak varolmuştur.
Güncel club yönlü sesler ile, ambient albümleri; Orb ve diğer ilk dans öncüleri tarafından mix yapılan,
bir çok prodüktörler ve Almanya ile İngilteredeki Djler sayesinde dikkat çekmeye başlamışlardır.
1990ın ilk yıllarında Alman müzik adamı Harold Bluchel (Aka Cosmic Baby) klasik piyano ve sintizayzır melodileri ile
deneme yaparak techno ritimlerine kontrast oluşturmuştur; ve 1993 yılında, günümüzdeki en popüler
trance şarkılarından olan “Cafe Del Mar” (pseudonym energy 52) ortaya çıkmıştır.
Ve bu şarkı hala günümüzde mixlenmektedir.
Şimdi veya daha sonrası içinde Trance’ın belkide en verimli figürü olarak söyliyebileceğimiz isim Oliver Lieb dir.
Sayabileceğimiz diğer isimler ise; Paragliders, The Ambosh, Spice Lab ve LSG dir.
Lieb, 90lı yıllarda her trance prodüksiyonunu remixlemiş ve bugün bile çalışmalarına devam etmektedir.
Albümleri çoğu tarzı kapsar; tribal etnik fusiondan tutun spacey trance’a den techno’a kadar.
Lieb, Paul Van Dyk gibi kişiler trance müziğinin tanrısı sayılan kişiler olarak düşünülmektedir.
Böyle düşünülmesini sağlayan çok fazla sebep vardır; neden çünkü bu kişiler sayesinde,
tarz hala çok güçlü ve önemli olarak dünya dans kültürü içinde varolmaktadır.
Bütün tarzlar gibi, Ambient Trance da 90lı yılların ortalarında değişimler göstermeye başlamıştır.
Artık daha sert ve daha progressive bir sounda sahip olmuştur. Ama bunun yanında bir çok prodüktör
hala aynı şekilde “intelligent trance” ile aynı çizgide devam etmektedirler.
Bunların arasında Humate, Salt Tank, Lieb ve Paul Van Dyk sayılabilecek isimlerdir.
Bir çok dans müzik hayranı; Trance’ın ilk ve 90lı yılların ortalarına kadar olan dönemdeki en güzel ve en esaslı albümleri
“good old days”/ “ eski iyi günler” hala günümzde hatırlanmaktadır.
Progressive Trance
Trance’in bu tarzı “euro trance’dan” daha derin bir niteliğe sahiptir.
Daha derin bir eğilimi olup ama daha az bir ticari anlayışa sahiptir.
Genellikle 130-140Bpm den daha yavaştır ve içinde çok çeşitli soundları barındırır.
Bir çok progressive renk ile breakbeat ve tribal techno soundunu kullanır.
Progressive müzikdeki bu ayrım Euro trancedakinden çok daha incelikli olup hiç bir zaman “uplifting” olmamıştır.
Progressive müzik daha ince bir yapı ve düşüşler ile dj tarafından tüm gece icra edilir
ama bunun yanında Euro müzik ise kendi düzeninde inşa edilmiştir. Son zamanlarda bir çok progressive
tarz örneği albüm daha derin tribal soundlara ve “break”lere sahiptir.
Bu daha çok “progressive house”olarak adlandırılır.
Hard Trance
Geleneksel Trance soundu içinde, başlığından da anlaşılacağı gibi,
Acid ve Techno’a göre daha sert ögelere sahip bir türdür.
Tempo genelde 145-155 arasında yükselen davul vuruşları ve bass ile clubbing dinliyicisine odaklanır.

DJ LİST
1 Tiesto 
2 Paul Van Dyk
 
3 Armin Van Buuren 
4 Mauro Picotto
 
5 Paul Oakenfold
6 Tatana
7 Richie Hawtin 
8 Benny Benassi
 
9 Gigi D'Agostino
10 Carl Cox 
11 Lisa Lashes
 
12 Lisa Pin-Up 
13 Ferry Corsten 
14 Sasha
15 Lady Dana
16 Randy
 
17 Dave Clarke
18 Neophyte
19 Kai Tracid
20 John Digweed 
21 Satoshi Tomiie
22 Marco V
23 Laurent Garnier
24 Hernan Catteneo
25 Umek
26 James Zabiela
27 Paul Elkstak
28 Timo Maas 
29 Mario Piu'
30 Sven Vath
31 ATB
32 Roger Sanchez
33 Jeff Mills 
34 Stunned Guys
35 Adam Sheridan
36 Deep Dish
37 Pete Tong 
38 Judge Jules
39 Anne Savage
40 Basement Jaxx
41 Mark Farina 
42 Misstress Barbara
43 Marco Carola
44 DJ Dan 
45 LTJ Bukem 
46 Armand Van Helden 
47 David Morales
48 Frankie Knuckles 
49 Erick Morillo 
50 Magda

...

DÜN BİR MEYHANE KEŞFETTİM.MEZARLIĞIN TAM KARŞISINDA.EĞER BİR GÜN BENİ ARARSAN.YA MEYHANEDEYİM YADA TAM KARŞISINDA

Ayrılıklar küçük sevgileri öldürür ama büyük sevgileri güçlendirir.Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdigi gibi...

Gözlerin Nehir,Kirpiklerin Köprü Olsun,Ben Tam Üzerinden Geçerken ipler Kopsun,Düstüğüm O Yer DUDAKLARIN OLSUN...

Gül bahçesinde geçsede ömrüm, inan üstüne gül koklamam gülüm , seni koklamak olsada ölüm, uğrunda ölmeye değer gülüm..


Gözlerin dolarsa bilki seni düşündüm
Kulağın çınlarsa bilki seni andım
Gece uyanırsan bilki resmini öptüm
Gözlerinden yaş damlarsa BİLKİ SENSİZ ÖLDÜM


Aşkınla bütün vücudumu yak.Kalbimi yakma çünkü orada sen yatacaksın..


Bir kurşun sesi kadar kısadır yaşamak ama zordur kurşunu havada , sevdayı yürekte tutmak

Bir gün gelip soracaksın beni mi daha çok seviyorsun yoksa Tanrı'yı mı diye...Ben hiç düşünmeden Tanrıyı diyeceğim ve sen küsüp gideceksin.
Ama nereden bileceksin içimdeki Tanrının sen olduğunu...


Birgün güneşin bile buz tuttuğu yerde yanan bir ateş görürsen bilki o senin için yanan kalbimdir sevdiğim

Beni unuttuğun gün
Gözlerin yaşla dolsun
Bensiz geçen günlerin
Sana haram olsun
Birgün demiştin bana
Seni çok seviyorum
Eğer sözün yalansa
Bu aşka lanet olsun


Ben bir insanı sevme cesaretini gösterdim sen ise bir insan olma cesaretini gösteremedin

Bana hayatı iki şey sevdirir....
Özgürlük ve aşk...
Aşk için hayatımı veririm ancak özgürlük için aşkımıda feda ederim....


Sen benim için yalan dünyada tek gerçeksin

Sanma Sakın Serseri Ağlamaz,
Serseri Ağladı mı Kimse Durduramaz,
Serseri Kaybolduğunda Kimse Bulamaz,
Her İnsan serseri Olamaz..


Giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir ben gideni değil giden beni kaybetmiştir.....


Seni seviyorum sözlerine değil senin için ağlayan Gözlere inaN


Kirli bir çocuk yüzüyüm kapında, ama dünyanın en masum bakışlarıyla bakıyorum sana. Uzattım ellerimi, şeker değil istediğim, yüreğini koy avuçlarıma

Bizim yörelerde kaderimiz doğuştan yazılır, şiirlerimiz hayatımızı anlatır, sevdamız yüreğimiz kadar mert olur, seni unuttum kelimesi sadece mezar taşına yazılır..

.......

Nic£ d£LikanLıLar g0rdük kolunda Kız ceßind£ £man£t arkasında sürü.. Raconu kaHpeLik yürüyüşü sahtelik , kaLßi var yüreği y0k...:
 
Ølmek So?u? dêğîL , kèféÑ tå?zImIz değîL
 
MiLLéTin étiKét oLdugu YéRDé Biz FiYat KoyAriz
 
kéLam yétér mi sandIn ka¢ pakét tütün ßitérdé dérdi ßitméz insanIn
aĞlamayı FerdiDen ßæğLamayı Orhandan İsyanı MüsLümden Sevmeyi ise YanLızca ßizden
öĞrenin..!!
 
BİZ YIKILMAZ SEVGİLERİN SARSILMAZ TAŞLARIYIZ ANLIMIZDA BELA YAZAR
GÖNLÜMÜZDE SEVDA DELİCE SEVMEYİ BİLİRİZ UNUTMAYI ASLA....!!!
 
Hayatı öyLe bir yaşaki,Hayat seni KISKANSIN.ÖyLe bir Sevki,öLüm Sana ACISIN.öyLe Bir
doSt oLki, DoStun oLmayanLar UTANSIN
 
Ne kolumda kelepce, ne yanımda gardiyan,ne gönlümde zulüm,ne ensemde ölüm,o gün
yanlızca sen olcaksın gülüm
 
aldanma hayatın cılvelerıne hersey bahane ,görünüsüm serseri ama gönlüm sahane
 
BeN SiGaRa TiRyaKiSi DeğiLiM SiGaRa iÇeRKeN DüŞüNDüĞüMüN TiRYaKiSiYiM.
 
KRAL GİBİ YASAYIP KOPEK GIBI ÖLMEKTENSE KOPEK GIBI YASAYIP KRAL GIBI ÖLURSÜN
 
YaK BiR SiGaRa VeR GeRiYe DöNmEz BeNiMLe öLMeYeN DüŞüNCeLeR BöLMeZ YaK BiR
SiGaRa VeR YiNe DöN GeL
 
CeplerDe ResmimiZ aLemDe iSmimiZ"
 
"YiğitliK VurmakLa, aĞalıK VermekLe oLuR
 
Géçici HéVés DéğiL.. Hak éDéNé NéFés oLurum
 
Bizim sözümüz dosta tatlı düşmana kurşundur namerte hançer merte candır canımız dosta
feda düşmana beladır dostluğumuz yücedir ne alınır ne satılır öümünedir
 
ZanNeDrsNki SerSeri AğLamAz, SerSeri ßi KyBolDumu oNu kMse ßulAmaz, Dinle, Şehirlern
ASİ KIZI hç kMse SerSeri gbi AŞIK OlAmz
 
Biz delikanlılığımızı ihtimaller üzerine kurmadikki ihanetler yüzünden yıkalım
Bir yola Girmişiz Ucunda Ölümmü Bilinmez... Bizim Kitap`ımızda Verilen sözden Dönülmez.
Benim Vücudum Kalkan Sana Mermi Değmez.. Ben Aşığım Gülüm Benden Önce Ölünmez..!
MekanSiziz Kanka SaLLa yak Bi Cigara Vur Saga KariymiS KizmiS KolPa hepSi birer geLip
gecici Dalga
Bizim rahat edemediğimiz yerde kimse istirahat edemez..
bu dünyada herşey biter ama ŞEREFSİZ bitmez
bizde sabah olmaz bizde güneş doğmaz biz isyankarız kızım bizimle dost olmak size
yakışmaz
Dumanımda oyoktu sigarayı bıraktım kadehimde oyoktu içkiyi bıraktım rüyalarımda oyoktu
uyumayı bıraktım baktımki onsuz olmuyor yaşamayı bıraktım
KaH ÇıkarıM GökyüzüNe SeyrederiM aLeMi, KaH iNeriM YeryüzüNe SeyredeR aLeM ßeNi..!
Beni BiR " ALLAH'IM BiR'de DOST'Larım BiLSin , GeriSi İLerLeSin!!
biZ gEceLErE MAhKUm oLSayDıK gÜnDüzLerE HaKim OlAmAZdIk
Ne DaVaMiZi AnLaYaCaK BiR KiZ BuLaBiLDiK NeDe BiR KiZin İsTeDiGi KaDaR BaSiT
OLaBiLDiK
Süslü aşk kelimeleri yok bisde bakışımız yeter gerçekten sevene...
YaNLıZLıK ßeNiM saLTaNaTıMDıR , aCıLaRLa d0Lu haRaBeMde " kRaLLaR giBi YasıYoRuM..!!
YAŞAMAK İÇİN YALVARMADIK , ÖLMEK İÇİNDE YALVARMAYIZ..! ,
Dün Cnm oLan Yarm,Düşmanm oLamz bnm!HatırLarı hep sorulr,slmları alınır..Sildiklerm
vrdr Bir de!Adları anıLmz,sadce BedduaLarımdr
Bu alemde raconu şahıslar koymaz.Bu alemde bir racon vardır,şahıslar uygular
Bir silahım olsaydı, bir silahım ... Yoksulluğu şakağından, Kaybetmeyi kalbinden, ve
sensizliği alnının tam ortasından vururdum
ßiZ Bu aLemDe ÇaydanlıĞa KaN KoyaR ßıçakLa KarıştırırıZ DosT DeriZ CaN VeririZ aNcaK
DosT uNutunCa öLürüZ
ECELE SÖZLÜ , ÖLÜME NİŞANLIYIZ , TESADÜFEN GELDİK , MECBURİ YAŞIYORUZ
Dumanımda o vardı, sigarayı bıraktım; kadehimde o vardı, içkiyi bıraktım;
rüyalarımda o vardı uyumayı bıraktım; baktım ki onsuz olmuyor, yaşamayı bıraktım
Meyhaneden masam kaldırıldı,karakoldan defterim dürüldü,savcı kalemimi
kırdı,darağacına tesbihm asıldı,sevmek bu kadar suçsa beni asın razıyım
Serseriyim sokaklar evim, serseriyim adam gibi severim, bana bir adım gelene ben on
adım giderim.Dinle cici kız dinle zannedersinki serseri ağlamaz,
serseri bi kayboldumu onu kimse bulamaz, şimdi anlıyorsunya, şehirlerin asi kızı hiç kimse
serseri gibi sevipte aşık olamaz
 
Tek tesellim kadehler başka birşey istemez ssahoş etsin yeter ki rakı şarap fark etmez..
 
TopLumdâ Hép îtîLîrîz SanmaKî ßunâ îSteKLiyiz, ßîz SadeCe SêvdiKLêrimizin éSériyiz..!!
ßîzdé SâßâH oLmâz, ßîzdé GünéŞ Doğmâz, ßîz ¡§¥ãNKãR'ıZ Kızım ßîzLé DoSt oLmâk Sîze
YaKıŞmaz
Serseri Olup Yataklarda Unuttuklarımızda Değil, Delikanlı Olup Elini Bile Tutmadıklarımızda Aradık Aşkı...!!!
....